eHver, eHväl, eGālît...

Soranlara içmem derim.. doğruysa da.. hasretle akol aynı şey oysa.. Haber gelmedikçe duyduğum vehim boşalır gözümden dolar kadehim.. İçerim, içtikçe içim daralır kahrolası dünyam hepten ufalır.. Eksilecek ne var âlemi yaksam kovalent bağları çözük bıraksam !!.. Sonra dururum.. serâplanırım sanki burdasın, döndün sanırım. Ürkerek, çekinerek titrerken gönül telim uzanıp yanağına dokunmak ister elim.. Hasretim aynı hasret; bir ahdım var kendime sana tekrar sarılmak ve bastırmak sineme. Fakat.. kavuşmamız zor, hatta, kaldı mahşere savrulduk bir sapanla, düştük uzak ellere.. Beni merak edersen.. nasıl olayım.. işte pişmânlık içen biri.. sek ve bir tek dikişte Ayılır gibi olsam, bakıp halime, müthiş içerlerim bu pürmelâlime.. Hakikâtli olsa burda olurdun ne eder eder beni bulurdun.. Bunları ister at.. istersen sakla onca zaman geçip aramamakla kasıtında nisyân varsa gidenin ben de unuttum.. şey.. adın ne senin.. Müzmin Anonim --- Buradaki şiirler (şiir denemeleri, manzum taslaklar) hakkında yorum yazmak, ya da açıklayıcı notlar düşmek alışkanlığım pek yok aslında; ama, bir istisna yapıp buna yazmak istedim. Yukarıdaki deneme/taslak, 'Ben Bu Filmi Daha Önce Görmüş Gibiyim' isimli bir galeride asılı duran bir tablodan mülhemdir... Yazı yeni olmakla beraber, taslak pek de yeni değildir. Hem tablonun, hem de galerinin muhayyel olduğunu söylemeğe gerek var mı, bilmem. Tablodaki flu kompozisyon da şöyledir: Angutun birisi kendisini seven ve kendisinin de sevdiği kişiyi --kendi aptallığı yüzünden, ya da sayesinde-- kapıya koymuştur.. hiç bir yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek bir kesinlikle 'Yolun açık olsun!' demiştir.. Sonra dank etmiştir, ama yapacak çok şey de yoktur. Gururlu bir anguttur çünkü. Git deyişi heybetli, dön deyişleri rest çekmek, gel dediğiyse gayr-i vakidir.. Özetlersek, kendi kendisini yoketmeği çok iyi becerir; kendini var etmeği ise, hiç. Onu, hep başkaları var etmiş; o da, inatla, onların yanılmış olduklarını hep ispat ederek bu konudaki yeteneğinin körelmesine hiç imkan tanımamıştır.. Atilla İlhan değil miydi, şu güzelim dizeleri yazan? Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir Azıcık okşasam sanki çocuktular Bıraksam korkudan gözleri sislenir Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Ama, ben bunu okurken yukarıdaki tabloyla garip bir çelişki yaşarım. Aynı anda özdeşleşme, ve hemen beraberinde de bir yabancılaşma.. Başka her tarafı iyi kötü uyar da, 'Ne kadınlar sevdim zaten yoktular' kısmı uymaz.. Uyması için değiştirmek gerekir; 'Ne kadınlar sevdim, fakat ben yoktum' olması lazım... Dizeleri değiştirmeği denemedim değil. Denedim, tabii. Ama, olmuyor. Mısranın yarısını değişince, şiir hiç de aynı tadı vermiyor... Akıllı birisi olsa, çözümün şiirde değil, tabloda değişiklik yapmak olacağını söylerdi. Fakat, değil..