Müzikli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzikli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Üç şınanay şırfıntı

Önemli Not: Bu yazıdaki bilgilerin önemli bir kısmı --daha sonra gün ışığına çıkan bazı ek bilgiler sayesinde-- artık geçerli değil. Bunların neler olduğunu görmek için lutfen şu yazıya bakınız.

Şair (güfte yazarı) hakkında:

Gustaf Fröding.

İsveçli.

Fröding'in İsveç şiiri açısından en büyük önemi, İsveç şiirini geleneksel tarzdan kurtarmasıymış.

Bu yüzden de, şairin arzusu hilafına da olsa, Fröding'i milli şair ilan etmişler.

Fröding ise, hem düşkün (bohem) hayat tarzını, hem de alkol bağımlılığının yarattığı sorunları kamuya açık yaşayarak, kendi itibarını sabote etmekte beis görmemiş: "Aşk, gerçek ya da para karşılığında satın alınmış aşk", Fröding'in başlıca temalarındanmış...

Besteci hakkında:
Felix Körling.

İsveçli.

Babası da org çalar ve beste yaparmış. Körling de org çalar, beste yapar, piyes yazarmış.

Uzunca bir dönem de Orta Öğrenim sonraı bir okulda müzik öğretmenliği yapmıs.

Şiir (güfte) hakkında:

Gustaf Fröding'in espri/mizah anlayışını yansıttığı bir şiirmiş.

İsveç şiirinde 1894 sonrası ortaya çıkmış yeni akımı temsil edebilecek örneklerden birisiymiş.

Şiir, meydan yerınde biraz sereserpe davranan (frikik veren?) üç kızın, beklenmedik bir anda karşılarına çıkan (yaşça biraz daha büyük) üç üniversiteli erkek tarafından taklit (zemm) edilmesiyle utanıp yerin dibine girmek isteyişlerini tasvir edermiş..

Şiir'in İsveççe orjinali, İngizce ve Türkçe mealleri aşağıdadır:

Tre trallande jäntor
Üç şınanay şırfıntı

Där gingo tre jäntor [1] i solen
There went three wenches in the sun
Üç şırfıntı çıktı güneşli bir günde

på vägen vid Lindane Le,
on the road by Lindane Le [2]
Lindane Le'ye giden yola

de svängde, de svepte med kjolen,
they swung, they swept with the skirt
eteklerini süpüre savura

de trallade, alla de tre.
saying tralla la [3], all the three
üçü birden şınanay diyerek

Och gingo i takt som soldater
and went in pace as soldiers
Ve askerler gibi uygun adım

och sedan så valsade de,
and then they waltzed
ve sonra salınarak

och "Udden är så later"
and "Udden [4] is so lazy"
ve "Udden çok hımbıl"

de trallade, alla de tre.
saying tralla la, all the three
üçü birden tralla la diyerek

Men när som de kommo till kröken
But when they came to the turn
Fakat geldiklerinde

av vägen vid Lindane Le,
of the road by Lindande Le
Lindane Le yolundakiviraja

de ropade alla: "Hör göken!"
they called all: "Hear the cuckoo!"[5]
"Guguk kuşunu duyun!"diye haykırdıktan

sen skvätte och tystnade de.
then (they) splashed and silenced
sonra savrulup sus pus oldular

Och tego så tyst som de döda
And kept their mouths as silent as the dead
Ve ağızlarını sımsıkı kapattılar

och rodnade, alla de tre.
and blushed, all the three
ve yüzü kızardı, üçünün de

Men varföre blevo de röda
But why were they red
Fakat niçin kızarmışlardı

och varföre tystnade de?
and why did they silence?
ve niçin sus pus oldular?

Jo!
Yes!
He!

Det stod tre studenter vid grinden,
There were three students [6] by the gate
Avlu kapısında üç öğrenci vardı

och därför så tystnade de
and that's why they silenced
ve bu yuzden sus pus olmuşlardı

och blevo så röda om kinden,
and were so red on the cheek
ve yanakları kızarmıştı öylesine

de trallande jäntorna tre.
wenches saying tralla la, the three
şınanay diyen üç şırfıntının

Det stod tre studenter vid kröken
There were three students at the turn
Virajdaki üç öğrenci

och flinade, alla de tre,
and grinned, all the three
sırıtarak, üçü birden,

och härmde och skreko: "Hör göken!"
and mimicked and yelled: "Hear the cuckoo!"
zemmedip haykırdı: "Guguk kuşunu duyun!"

och alla så trallade de.
saying tralla la, all of them.
ve hepsi birden şınanay dedi.

Translation notes:
Tercüme/meal notları:

[1] 'Jäntor kelimesinin İngilizce karşılığı olarak 'wench' kelimesi veriliyor. Bu kelimeyi Türkçeye çevirirken dikkatli olmak lazım; çünkü, argodaki ya da ikincil anlamlardaki karşılığı 'kaltak', 'sürtük' veya 'orospu' da olabiliyor. İsveçli tanıdığıma bunu sorduğum zaman, o denli ağır bir karşılığın aşırı zorlama olacağını, daha hafif bir şey kullanmamın daha uygun olacağı cevabını aldım. O yüzden, 'cahil' ve 'hoppa' gibi kelimelerin anlamını bir arada içerebileceği düşüncesiyle, 'şırfıntı' kelimesini kullandım.

[2] 'Lindande Le' should be a place, but I have no further information of where. Probably in Värmland region.

'Lindande Le' galiba bir yer ismidir, fakat nerede olduğunu bilmiyorum. Galiba, Värmland bölgesindedir.

[3] The verb 'tralla' is really just imitating the syllables used in Swedish 'singing without meaning'. I replaced them with 'tralla la'.

İsveç dilinde 'tralla' fiili belli bir anlamı olmayan hece dizinidir. Onun yerine 'şınanay' kullandım.

[4] With the word 'Udden', Fröding is probably referring to some, at the time, wellknown folk song that I know nothing about. It could be - but this is only a guess - that it was a song to a play, where you had an odd number of participants. The game would be played with couples and one would be left alone. This is built on the idea that Udden should be the "udda" (=odd) person. But it's just a guess...

'Udden' kelimesi, tahminimce, şair (Fröding) tarafından, o zamanlar hayli yaygın bilinen (fakat, benim bilmediğim) bir halk şarkışına atıfta bulunuyor. Ayrıca --ve bu da bir tahmindir--, bu şarkı bir oyuna yazılmış olabilir. Tek sayıda oyuncunun yer aldığı, çiftler tarafından oynanan, fakat bir kişinin eşsiz kaldığı bir tür oyun.. Bu durumda, 'Udden' kelimesi 'udda' (yani, 'tek başına' ya da 'açıkta kalmış') yerine kullanılmış olabilir.. Ama, bu sadece benim tahminim.

[5] I don't think "Hear the cuckoo!" would have any other special or double meaning. The cucko has however a very nice 'tune' that is easy to incorporate in human music. It often in folkish beliefs had a special meaning if you heard the cuckoo from different directions: easter would mean comforting (built on rhyming really; such as: easter=öster, comfort=tröster), south would mean death (söder/döder) and so on, but I don't see much of that in this song.

"Guguk kuşunu duyun!" derken üstü kapalı ya da çift anlamlı bir şey demeğe çalıştığını sanmıyorum. 'Guguk kuşu' kelimesi (İsveççede) hayli melodiktir ve kullanıldığı metne ahenk katar. Ayrıca, eski devirlerde, guguk kuşunu farklı istikametlerden duymanın özel bir anlamı da vardı: doğudan duymak demek 'refah' (öster/tröster kelimelerinin kafiyeli oluşundan dolayı), güneyden duymak 'ölüm' (söder/döder) ve saire.. fakat, bu parçada bunların kullanıldığını söyleyemem.

[6] A 'student' means a person who is studying at university, in the early 20s I would say, the girls maybe somewhat younger...

Fröding being one of the grinning students, though very much longing to be with the merry wenches as we might easily guess :-)

Burada kastedildiği şekliyle, 'öğrenci' 20-25 yaşları arasında üniversite öğrencisidir diyebilirim; kızlarsa daha genç olsa gerektir.

Fröding, sırıtan öğrencilerden birisi olduğundan, tabii ki neşeli kızlarla düşüp kalkmak istemişti diye de tahmin edebiliriz :-)

Bütün bunları yazdıktan sonra: Bu şiirin benim açımdan hiç de özel bir anlamı yok.

Fakat, bestesinin var...

Çünkü, ben, beni bildim bileli, bu beste hakkında hep söylentiler duyageldim.

Fısıltı gazetesinde, bunun bir İsveç halk ezgisinden aparıldığı söylenir dururdu.

Fakat, kimse de çıkıp işin aslının ne olduğunu söylemedi --en azından ben duymadım. Bu yüzden de, merakım arttı durdu.

Sonunda, ezginin orjinalini arayıp buldum.

Ve, kendisi de müzisyen (tesadüfe bakın ki, o da bir kilise orgcusu) olan bir İsveçli tanıdığıma bu şiiri İngilizceye tercüme de ettirdim.

İlk düzeltilmesi gereken husus: Bu bir anonim (İsveç) halk ezgisi değilmiş; şairi ve bestecisi belli bir esermiş.

İkinci nokta da, bu şiirin erotik unsurlar içermediği; çok olsa, bir nebze 'çapkın' sayılabileceğiymiş..

Bu tanıdığıma, 'Gençlik Marşı'nı dinlettim; ve.."yüzde yüz kopya olduğunu söylemek zor ama, yüzde doksandokuzdan da fazla" dediydi :)

İlginç bir başka nokta da, artık İsveç'te 'Tre trallande jäntor'ü bilen neredeyse yok denecek kadar azalmış..

Doğru dürüst kaydedilmiş bir örneğini bulamadık.

Bulduğumuz yegane örnek de, yıllar önce, emeklilerin huzur evinde dinleyip dans eder gibi yaptıkları bir aranjman..

O yüzden, bu tanıdığımdan rica ettim.

'Tre trallande jäntor'ün notalarını da buldu ve sentetik piyano ile icraını kaydettik.

Neyse.

Bahsettiğim bütün örnekleri aşağıda dinleyebilir ve 'Gençlik Marşı' ya da daha resmi adıyla 'Gençlik ve Spor Bayramı Marşı'olarak da bilinen.. veya en iyi de 'Dağ başını duman almış' ismiyle bildiğimiz marşın bir 'aparma' olup olmadığına kendiniz karar verebilirsiniz...

Gençlik Marşı (Dağ Başını Duman Almış Marşı); icracı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Cok Sesli Korosu:


'Tre trallande jäntor' ('Üç şınanay şırfıntı'); aşağıda linki verilmiş olan PDF dosyasındaki notalardan sentetetik piyano ile icraat:

'Tre trallande jäntor'un aranje edilimiş bir versiyonu, icracı Sven Ingvars (bu, bulabildiğimiz yegane kayıtlı örnektir; fakat orjinalden hayli farklı icra edildiği ifade edilmektedir.):


İsveççe 'Tre trallande jäntor'un notalarını (PDF dosyası halinde
) buradan indirebilirsiniz.


Not: Bu yazının YouTube'da bir kırpık için malzeme olarak kullanıldığını yeni farkettim. Sözkonusu kırpığı seviyelilik açısından takdir edemediğimi ifade etmek isterim.

Nasib eyle, ya rabb-ül alemin..

Sen ver, piz yiyelum.

Yok. Yok...

Piz atalum olar yesun.

çetin mi muzaffer mi..

Muzaffer Ertürk - Havuzbaşının Gülleri

Çetin Akdeniz - Kaşık Havası

mehcûr...

Yazmağa pek elim varmıyor burada.. Varmıyor, varmıyor da; yazmak istemediğimden değil.

Zaman gazetesinde 06 Kasım 2007 tarihinde İskender Pala imzasıyla yayınlanmış bir yazıya rastladım...

Gönül yarasına ok üstüne ok

Bir şair düşünün, bir tek gazeliyle bütün edebiyat tarihlerinde, bütün antolojilerde adı anılmış, o gazeli yüzyıllar boyunca sayısız insan tarafından ezberlenmiş, pek çok şairin gıpta ve övgüsünü almış, benzerleri yazılmış, ama ne evvelkilerden, ne de sonrakilerden onu geçebilen olmuş bulunsun.

Bahsettiğimiz şiir ki, hani --Allah korusun-- Türk milletinin bütün şiir kitapları yansa, bütün şairleri unutulsa, yine de bir zamanlar çok muhteşem bir edebiyat yaratmış olduğuna, tek başına delil olarak yetecek manzumelerden biridir.

Üstad Yahya Kemal 'Edebiyâta Dâir' adlı kitabında der ki:

"Nedîm Dîvânı'nda bir kasîde vardır, müjgân üstüne, hicrân üstüne, ummân üstüne kafiyeleri ve redifleriyle âdetâ akar. Nedîm, kafiyeyi teng edinceye kadar pür-gûluk ettikten (kafiye bulamayacak derecede çok şey söyledikten) sonra birdenbire coşar ve kasîde içinde gazel-serâlaşır ve bu girizgâha düşer;

Râsih'in bu matla'ın tazmîn idüp sâkî-i kilk Nukl sundu çekdigim sahbâ-yı irfân üstine

ve Râsih'in beytiyle gazel'i açar. Âh o ne beyittir ya Rabbi! Çekik gözlerin uzun kirpikleri birbirine girift olarak süzüldüğü bir eski Türk meclisinde eski Türk gazel-serâsı nasıl bağrından vurulur ve nasıl hazzın bütün nüktesiyle yalvarır: "Süzme çeşmin gelmesin müjgan müjgan üstüne..."

Nedîm gibi bir şairi bir gazeliyle sermest edecek kadar güzel bir rûh sâhibi olan bu Râsih kimdir?

Şiirde şan ve şerefe teşne olan şairlerimizden biri, ismini Nedîm'in kasidesinde zikrolunurken görseydi başı dönerdi değil mi?"

Üstad haklıdır; eğer Rasih, kendi adına bunca şiirler yazıldığını bilseydi herhalde ömrünü o haz ile mest yaşardı. Eser dedikleri şey herhalde böyle olsa gerek.

Attila İlhan, 'Hangi Edebiyat'ında aynı gazel için "Râsih'in ünlü gazeli, Türk şiirinin geleneksel ahengini en tumturaklı şekliyle hissettiren görkemli gazellerindendir; ilk defa 1943'te mi, 44'te mi ne, okuyup çarpılmıştım. Ya Rabbi ne yaman bir sesti o!?.." demekten kendini alamaz.

Tezkire ve şiir mecmualarında Rasih'in bu ünlü şiirine 37 şair tarafından yazılmış 45 benzer şiir kayıtlıdır. Bu kafiye ve vezindeki ilk şiir de Cem Sultan'a aittir. Bunların hepsi birbirine nazire (aynı vezin ve kafiyede benzer şiir) olup Rasih'in dizeleri kendisinden öncekileri aşmış, kendinden sonrakiler tarafından ise hiç aşılamamıştır.

Etmişiz canan ile peyman peyman üstüne Sevmeyiz dünyada biz canan canan üstüne

diyen Fennî gibi bu sahada şahane ve parlak beyitler ortaya koyanlar ve hatta

Doldurup parmaklığa insân insân üstüne Pîr ü bernâ bağrışır efgân efgân üstün

diye başlayan nefis tehziller (tehzil, aynı vezin ve kafiyede alaycı şiir demek olup bu beyitle başlayan tehzil, Yolcu imzasıyla İkdam gazetesinde, devrin İDO'su sayılan Şirket-i Hayriye vapurlarından İntizam için yazılmıştır) meydana getirilmişse de şiirlerinin tamamında aynı derecede başarılı beş beyti yan yana getirebilen Rasih'ten başka bir şair maalesef çıkmamıştır.

Ondan daha usta, ondan daha şöhretli şairlerin yine pek müstesna şiirleri vardır; ama bu vezin, bu kafiye ve bu konuda elhak Rasih'in ağzı şeker çiğnemiştir.

Hezâr gıbta sana, nur içinde yat şair Rasih!..

Gazel

Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne

Rîze-i elmâs eker her açtığı zahma o şûh Lutfu var olsun eder ihsân ihsân üstüne

Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey sürûr Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne

Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne

Hem mey içmez hem güzel sevmez dimişler hakkına Eylemişler Râsih'e bühtân bühtân üstüne

Günümüzde daha kolay anlaşılacak karşılığı da şöyle olabilir: {Ek$iSozluk'ten}

süzme gözlerini gelmesin kirpik kirpik üstüne vurma yaralı göğsüme peykan peykan üstüne

elmas tozu eker her açtığı yaraya o güzel iyiliği var olsun eder bağış bağış üstüne

gönülde gam var şimdilik lûtfeyle gelme ey sevinç olamaz bir hanede konuk konuk üstüne

yârdan alıkonulmuşken düştük gurbet diyarına felek gösterdi bize ayrılık ayrılık üstüne

hem şarap içmez hem güzel sevmez demişler hakkında eylemişler râsih'e suçlama suçlama üstüne

Aşağıda da, son iki beytinin Muzaffer Ertürk tarafından {uzun hava tarzında} fevkalade güzel bir şekilde icra edilişini dinleyebilirsiniz...

Rasih'in gazelinin düzyazı açıklamasını da şöyle vermiş, İskender Pala:

Ey sevgili! Gözlerini süzme ki, kirpik kirpik üstüne gelmesin; böylece bağrımda (gönlümde) açtığın yaraya ok üstüne ok atmış olma (üst üste kirpikler; üst üste ok demektir).

Sevgili, açtığı her yaraya elmas tozu ekiyor. Lutfu var olsun; (aşıkına) ihsan üstüne ihsanda bulunuyor (Sevgilinin birinci ihsanı aşıkının bağrında açtığı yara, ikinci ihsanı da o yaranın kapanmasını engelleyen elmas tozudur).

Ey sevinç; gönlümde gam var, şimdilik lutfeyle sen gelme. Çünkü bir evde misafir üstüne misafir uygun düşmez (gam gibi değerli bir misafir var iken sevinci ağırlamak mümkün değildir ki!).

Sevgiliden ayrı kalmıştık, bir de gurbetlere düştük. Felek bize hicran üstüne hicran gösterdi vesselam (birinci hicran sevgilinin ayrılık azabı, ikincisi de gurbet elemidir).

Rasih için "Hem içki içmez, hem güzel sevmez!" demişler. Zavallıya iftira üstüne iftira atmışlar (İçki de içer, güzel de sever).

[Berceste - Yahya Kemal]

Bir tek gazel bıraksa yeter bir gazel-serâ Her beyti olmalı ancak beytü'l-gazel gibi

Bir gazel ustası gökkubbede güzel bir tek gazel bıraksa kafidir; yeter ki o gazelin her beyti için "En güzel beyit işte bu!" denilsin.

Keskin...

Yok. Yok.. Sirkeden bahsetmiyorum --hep kendimden bahsedecek değilim; kendi kabıma verdiğim zarar yeter.. :) Kırıkkale'nin ilçesi Keskin'den bahsediyorum.. Rahmetli Hacı Taşan'ın ilçesi Keskin'den.. Kırıkkale'den, Keskin'den, seyrek de olsa geçtiğimde kulaklarımda çınlar bu türkü.. Hacı Taşan derlemiştir ve benim kulağıma çalınan ilk icraı da onundur: Bugün ayın ışığı Elinde bal kaşığı Gine nerden geliyon Mahlenin yakışığı Vay nerdesin nerdesin Kaldır camın perdesin Diyeceğim çok amma Pek kalaba yerdesin Kara poşuna kurban Çatık kaşına kurban Yalınız sana değil Arkadaşına kurban Vay vay vay vay pambuğum Edâsına yandığım Seni hasta diyorlardı Nasıl oldun sevdiğim Karşıdan geçti gelin Elinde testi gelin Gitme bir yol göreyimde Gençliğim geçti gelin Vay ne olur ne olur Sevda sırınan olur Gözdür, âlemi gezer; Gönül birinen olur Bu türküyü bir çok sebepten severim tabii ki; ama sözleri için --bilhassa da son dörtlüğü için-- severim.. "Vay ne olur, ne olur; sevda sırınan olur.. Gözdür, âlemi gezer; gönül birinen olur".. Bu sözlerdir ki beni çarpar.. Çarpar, çünkü, bu sözleri söyleyen öyle meşhur bir filozof filan değildir.. Aksine, sıradan ve anonim bir fanidir.. Kimdir, ne zaman yaşamıştır pek bilinmez. Kimin için bunları söylediği de bilinmez. Bilhassa da kimin için söylediği bilinmez. Bilinmez; çünkü.. sevda sırınan olur. Yani, bizim kadim kültürümüzde, sevda --aşk-- mahremdir. İki insanın sırrıdır, özelidir. Şimdilerde olduğu üzre, ve sanki bir marifetmişçesine, en olmadık yerde boncuk bulmuşçasına, meydan yere çıkıp ilan edilmezdi.. Ama, bitmedi. Bir de diğer iki mısra var.. "Gözdür, âlemi gezer; gönül birinen olur" Evet.. Gözdür. Ona buna bakar. Bakabilir. Ama, gönül bir tek kişiyle olur. Birtanesi ile.. Budur!

İki dere..

Cem Karaca'dan beri 'Askaros deresi'ni her dinlediğimde, nerede olduğunu merak edegeldim. Tamam, parçanın söylenişindeki şiveden belliydi: Karadenizde bir yerlerdi; ama, tam olarak neresi olduğunu arayıp bulmak aklıma gelmedi hiç... yani, şu ana kadar. Rize'de bir dere (ırmağın küçüğü, çay) ismiymiş. Pek de gür aktığı için, şimdiki ismi Taşlıdere imiş. Cem Karaca, bildiğim kadarıyla, Karadenizli değildi. Gerçi, Karadenizli olması da gerekmiyor tabii ki; ama, bu parçayı niçin seçtiğini merak ediyorum şimdi de.. Onu da, ilerde birgün bulurum inşallah. Neyse. Parçanın sözleri böyle: Askaros deresinun yan tarafi derindur Bugün boyle gidelum yarın Allah kerimdur Oy Trabzon Trabzon dibun kalayli kazan Sevdalı günlerume geldi çattı Remazan O derenin palukları bıyuklidur bıyukli Kocan gitti silaya sen kimden kaldun yüklü Oy Trabzon Trabzon senden ayrilacağum Sen akluma gelende düşüp bayilacağum ------------------------------------------ Dere deyince, türkülerimizde dere ile başlayanlardan bir potpori yapayım dedim. Şunları bir araya getirebildim --tabii ki, tamamı bunlar değil. Fakat, ilginç olan, neredeyse tamamı Karadenize ait bunların.. Dereler buz bağladı Avcılar iz bağladı Beni bir gelin vurdu Yaramı kız bağladı Derelerin uzunu Kıramadım buzunu Aldım avşar kızını Çekemedim nazını Derelerin oylumu Eğri koydun boynumu Gene göresim geldi Kara gözlü yarimi ------------------------------------------ Dere boyu düz gider Al yanaklı gız gider O gız yolu şaşırmış İşallah bize gider Karanfilsin tarçınsın Neden böyle hırçınsın Ne büyüksün ne küçük Tamam benim harcımsın ------------------------------------------ Dere boyu gidelim Koyun kuzu güdelim İkimizi görmüşler Nasıl inkar edelim Şu dere derin dere Suları serin dere Al dere götür beni Yarin olduğu yere Atladım bağdan bağa Elim değdi yaprağa Gız ben seni almazsam Girmem kara toprağa Sap benden keser benden Gitmiyor eser benden Keserse Allah keser Kim seni keser benden Değirmenin fendi ne Döner kendi kendine Değirmende üç kız var Biri benim kendime ------------------------------------------ Dere boyu tekneli Gül karanfil ekmeli Kolay değil yar sevmek Biraz zahmet çekmeli Ay vurdu camdan cama Ben durmuşum sefama Geleceğim demişsin Bekliyorum odama Mendilimin dört ucu Turuncudur turuncu Yarimden mektup gelmiş Almak boynumun borcu ------------------------------------------ Dere geçit vermezse Atlarım taştan taşa Yelpir yelpir fistanın Yırtarım baştan başa Derenin oylumuna Kuş konar yaylımına Görüşelim nazlı yar Geldik yol ayrımına Şu dere buz bağladı Dibi nergiz bağladı Beni bir gelin vurdu Yaramı kız bağladı Oy nereye nereye Koyun indi dereye Uzaktan sevmek olmaz Gel beriye beriye ------------------------------------------ Dere geliyor dere Kumunu sere sere Al dere götür beni Yarin olduğu yere Ben armudu dişledim Sapını gümüşledim Ben yarimin ismini Mendilime işledim Armut dalda bir iki Sayın bakın on iki On ikinin içinde Birincisi benimki Çayır ince biçilmez Su bulanık içilmez Bana yardan geç derler Yar tatlıdır geçilmez Su gelir millendirir Çayırı çimlendirir O senin güzel gözün Ahrazı dillendirir Su akar kamış gibi Durulur gümüş gibi Ben yarimi severim Turfanda yemiş gibi Su üstünde kayası Geçti mevsimin yazı Derenin kenarında Kıldım akşam namazı ------------------------------------------ Dere kenarında taş ben olaydım Ela göz üstüne kaş ben olaydım Senin gibi güzele eş ben olaydım Al kolun üstüne ürgüle beni Dere kenarından geçtim de geldim Boyunu boyuma ölçtüm de geldim Güzel seni güzel seçtim de geldim Al kolun üstüne ürgüle beni Dere kenarında yayılan taylar Var mı benim gibi emeği zaylar Sinemde yok mudur sılayı gözler Al kolun üstüne ürgüle beni ------------------------------------------ Dere kumları gibi Balık pulları gibi Benim yüreğim yanar Cami mumları gibi Evimin arkaları Çamdandır tahtaları Yar benden ayrılalı Sayarım haftaları Elmanın alına bak Çevir de yanına bak Yarim beni seversen Harmanın yoluna bak Kiremitten su damlar Bir kız verin adamlar Bir kız bize çok muydu Köyünüzde yok muydu Mendili bura bura Sandıkta dura dura Kız ben seni alacam Başına vura vura Kamayı vurdum yere Kurusun kanlı dere Kız sen beni seversen Al testiyi vur yere ------------------------------------------ Dere kütük götürür Üstü köpük götürür Nişanlı olmağilen Adam olan götürür Başına puşisina Durmişam karşısina Adam böyle eder mi Kapıbir komşisina Parmağına yüzüğun Takmalıdır takmalı Oldun dünya güzeli Hep sana mi bakmali ------------------------------------------ Dere sürer gazeli Yavrum dünya güzeli Bakmayile doyamam Her gün bile gezeli Dara saçını dara İki yanı bir olsun İkimizin günahı Gız babandan sorulsun ------------------------------------------ Derede değirmenim Kınalıdır taşları Yakına gel yakına Öpem kalem kaşları Yaylanın çimeninde Ben biridim ben biridim Ben böyle değilidim Sevdalıktan eridim İndim dere ırmağa Zeytin dalı kırmağa Geldim seni almağa Başladın ağlamağa ------------------------------------------ Derede kum gaynıyor Gaynadıkça oynuyor Nice güzeller sevdim Senin gibi olmuyor Derede gum eledim Ben sözümü söyledim Ağzım dilim lal olsun Başkasını sevmedim Dere buzsuz neylesin O yar bensiz neylesin Gidin deyin o yara Sevdiğini söylesin ------------------------------------------ Dereden duman kalktı Girdi taşın altına Yar yastığın yok ise Kolum başın altına Öyledir yar öyledir Aşkın beni söyletir Almış yari yanına Hem sever hem söyletir Karşı dağın dumanı Çiçek açmış her yanı Verdiğin ikrar hani Sensin derdim dermanı Öyledir yar öyledir Aşkın beni söyletir Almış yari koynuna Hem sever hem söyletir ------------------------------------------ Dereler akmaz oldu Yar bana bakmaz oldu Yarin verdiği güller Kurudu kokmaz oldu İn dereye dereye Dereden dereye mi Konuşmamız be yarim Seneden seneye mi İndim dere başına Sabun koydum taşına Kurban olayım yarim Senin kara kaşına ------------------------------------------ Dereler çağlar oldu Gözlerim ağlar oldu Bir yare gönül verdim Meskenim dağlar oldu Ağlarım yandığıma Yanarım kandığıma Dağlar taşlar dayanmaz Benim dayandığıma Ayrılık yeter oldu Halim pek beter oldu Vefasızın hayali Gözümde tüter oldu ------------------------------------------ Dereler davşan izi Ayırdı düşman bizi Ayıran düşman olsun Kavuştur Mevla'm bizi Üzüm koydum sepete Yar oturmuş tepede Bir yar sevdim oy aman Şan olsun memlekete Suya gider ok gibi Entarisi gök gibi Hiç ardına bakmıyor Sevdiceği yok gibi ------------------------------------------ Dereler gölgelendi Güzeller suya indi Bugün ben yari gördüm Gene can tazelendi Altın tabakda bal var Oğlan annene yalvar Eğer annem vermezse El aç Allah'a yalvar Dereler salkım saçak Alçak boylusun alçak Benim yarim çok küçük Bunun sonu n'olacak Altın tabakda bal var Oğlan annene yalvar Eğer annem vermezse El aç Allah'a yalvar Dereler katar oldu Başbaşa çatar oldu Ela gözlü sevdiğim Gözümde tüter oldu Altın tabakda bal var Oğlan annene yalvar Eğer annem vermezse El aç Allah'a yalvar ------------------------------------------ Derelerde guş burnu Guşburnuyu guş yer mi Beşyüz liralık gelin Gaynanaya hoş dir mi Gelin ayağın kara Gaynatan da çok para Olmuş ne faydası var Alivirmez gundura Boralıyım boralı Beni vuran buralı Beş yıldır yanıyorum Ben bir bahtı garalı ------------------------------------------ Derelerde kum savrulur Dünya başıma çevrilir Eğil gözlerin öpem Yar yolu burdan ayrılır Kuzum sen Türkmen kızısın Sen beni derde salmışsın Gel otur gel yanıma Belki de halimden bilirsin ------------------------------------------ Derelerde tavşanlar Niye oldu akşamlar O benim nazlı yarim Nerelerde akşamlar Hasan gider oduna Doyulmuyor tadına Söyle komşu oğluna Doğru gitsin yoluna Kızılcıklar oldu mu Derelere doldu mu Gönderdiğim çoraplar Ayağına oldu mu ------------------------------------------ Derenin balıklari Tuttu ortalıklari Oy benim sevduceğim Çeker sevdaluklari Bu evun tahtalari Oymalidur oymali Oldun dünya güzeli Sana nasıl doymali Açtım şemsiyeleri Gel daldama daldama Eller aldadi beni Uşak sen de aldama Taylanın gülündesin Ellerin dilindesun Ne yapalım ey uşak Kötünün elindesun (Bağlantı) Yaylıya gideceğum Yollara gona gona Yarim beyaz gollarını Dola boynuma dola ------------------------------------------ Derenin kenarına da Sereceğum kilimi Geçer yürek yanguni Alalım birbirini Dere kundızi misun Sabah yıldızi musun Geleceğum peşinE Beni alaca misun Kuş uçtu yavri kaldı Gökyüzü mavi kaldı Anahtar yar koynunda Gönlüm kilitli kaldı (Bağlantı) Yağmur yağiyi yağmur Dereler akar durur Ben sevdim eller aldı Acısı beni bulur ------------------------------------------ Dereye indim dere derindir Gölgeye girdim gölge serindir Ağlama Mero mevla kerimdir Dereye indim taş bulamadım Altın yüzüğe kaş bulamadım Mero'ya göre eş bulamadım (Bağlantı) Allıdır Mero pulludur Mero Osman Ağa'nın harcıdır Mero ------------------------------------------ Ha. Bir de, Gelavera Deresi var.. Bu da Giresun'un Espiye ilçesinde akıyor. Sözlerini bilmeyen pek yoktur diye onları yazmadım.

Sin a head

Hoş bir teması var..